İnsanoğlu, Para ve İnsanlık
İnsanoğlu yüzyıllardır para ve insanlık hakkında konuşuyor. Benim aklıma bu konuyu düşündüğümde hep Özdemir Erdoğan’ın 80’lerde dillerden düşmeyen şarkısı geliyor:
“Paranın ne önemi var
Mühim olan insanlık
Denizde balık, havada talih kuşu
Acıkan bir midenin huzursuzluğu
Giderek dikleşiyor hayat yokuşu…”
Naif bir şarkı, ama derin bir soru:
Hayat yokuşları dikleştiği için mi insan paraya daha çok sarılıyor, yoksa para tutkumuz arttığı için mi hayatın yokuşları dikleşiyor? Tavuk-yumurta paradoksuna girmeden size gördüklerimden birkaç kesit anlatayım.
Bitmeyen Ofis, Bitmeyen Para
80–90 yaşında hâlâ işinin başında olan iş insanları tanıdım. Servetleri var, başarıları var. Ama ofisleri? Son 30 senedir aynı mobilya, aynı masa, aynı perdeler… Değişen tek şey kendileri: yaşlanıyorlar.
Yanlarında hep 3–5 kişi olur; genelde kendilerinden 10–15 yaş daha genç, ama asla “genç” olmayan tipler. Hep aynı cümleler: “Şunu da yapsak, filanca şöyle yapmış, çok para kazanmış…”
Ama farkında değiller: Zaman gidiyor. Belki de etraflarındakiler bunu bekliyor. Çoğu kez bu hikâyelerin sonu aynı: talan, paylaşım ve yok olan değerler.
Üretmek, sistem kurmak başka bir şey; sırf daha çok para kazanmak için bir makineye dönüşmek bambaşka.
Günümüzün Zarif (!) Hırsızlık Yöntemleri
Bugün yaşadıklarımız aslında çoğu zaman sistematik hırsızlık. Hem de kibar paketlenmiş hırsızlık. Birkaç örnek:
- 50 yaşında emekli olmayı bekliyorsun, yaş sınırı 62’ye çıkarılıyor → 12 yılını çalıyorlar.
- Büyüklerimiz emekli ikramiyesiyle ev alıyordu, biz aynı parayla anca bir oda alabiliyoruz → Paranın değerini çalıyorlar.
- Vergiler artıyor → Maaşından çalıyorlar.
- Markette sebze meyve fiyatları uçuyor → Alım gücünden çalıyorlar.
- Devalüasyon oluyor → Herkesten topluca çalıyorlar.
- Savaş çıkıyor → Gençlerimizi, babalarımızı çalıyorlar.
Liste böyle uzar gider. Antik Roma’da da vardı, 20. yüzyılın başında da, bugün de var.
Para Nedir, Ne Değildir?
Para aslında basit bir şeydir: bir takas aracı. Trampanın zahmetini ortadan kaldıran bir kolaylık. Ama işin içine hokkabazlık girdi mi, para sadece malları değil, insanların yıllarını, emeklerini ve umutlarını da çalar.
Christopher Rice’ın dediği gibi:
“Her gün bir banka hesabıdır ve zaman para birimidir. Hiç kimse ne zengin ne fakirdir; herkesin 24 saati var.”
Asıl mesele o 24 saati neye harcadığımız.
Benim Düşüncem
Bir işçi anne ya da baba düşünün. Ömrü boyunca çalışıyor, didiniyor, çocuklarını okutuyor, hayatta tutuyor. Normalde bu çabanın bir sonu olmalı, değil mi? Filmin sonunda jenerik akar, maçın sonunda düdük çalar. Çalışma hayatının da bir yerde emeklilikle son bulması lazım.
Ama sistem öyle kurulmuş ki “o son” hep öteleniyor. Emeklilik yaşı yükseltiliyor, ikramiyenin alım gücü düşüyor, vergiler artıyor. Yani film bitmiyor, jenerik gelmiyor. İnsan ömrü boyunca sadece barınıyor ama gerçekten yaşamaya fırsat bulamıyor.
Son Söz
Özdemir Erdoğan’ın o şarkısı kulağımda çınlıyor:
“Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık…”
Keşke hep öyle olabilse. Ama gerçek hayatın içinde para bazen insanlığın önüne geçiyor. Bizim görevimiz, ikisini dengelemek. Çünkü insanın değeri, cüzdanındaki rakamla değil; ardında bıraktığı izlerle ölçülmeli.
Saygıyla Anmak
Bu yazının ilham kaynağı olan şarkısıyla bize “insanlığın paradan önemli olduğunu” hatırlatan büyük sanatçı Özdemir Erdoğan’ı saygı ve rahmetle anıyorum. Onun naif sözleri hâlâ bize yol gösteriyor.






Bir yanıt yazın